Eyvah Çocuğum Okula Başladı!

Uzun bir tatilden sonra okulların zili bugün 1. sınıflar için çaldı ve yaklaşık 1.5 milyon öğrenci yaşamlarında önemli bir adım attı. Çocuklar için okul ve sınıf ortamı bilinmezliklerle dolu ve haliyle bir miktar kaygı içerikli, bilinmeyene olan duygumuz. Çocukların güvenli ortamları olan evlerinden ayrıldıkları, yeni bir ortam, yeni insanlar ve kurallarla dolu bir okul yaşamı aynı zamanda “ayrılma anksiyetesi/kaygısı” dediğimiz kavramı da onların gündemine ekleyebilir. Tabii ki bu her çocukta yaşanacak diyemeyiz ancak son yıllarda benim gözlemim ailelerin bu ayrılık kaygısını çocuklardan daha fazla hissettikleri yönünde. Çalışmalar da gösteriyor ki, ebeveynlerin 3’te 2’si okulun ilk günü çocuklardan daha endişeli.

 Anne-babaların kaygıları ise şu yönde; “ya çocuğum okula adapte olamazsa?”, “ya okulda arkadaş edinemezse?”, “ya öğretmenini sevmezse?” , “ya diğer çocuklar kızımı/oğlumu tartaklarsa?” , “o daha küçücük, okulun yükünü kaldıramaz!”  Bu cümlelerin sizin de zihninizden geçtiğini duyar gibiyim. Demek oluyor ki siz çocuklarınızdan daha heyecanlı ve endişelisiniz. Asıl ayrılamayan çocuklarınız değil belki de sizlersiniz. Özellikle anneler size, bu kaygılarınız üzerinde daha akılcı başetmeler geliştirmenizi önereceğim. Çünkü kaygının bulaşıcı bir etkisi de mevcut. Yani siz “çocuğum daha küçücük, okulun kuralları ona ağır gelir” dediğinizde çocuğunuz için önceden hazırlıklar yapmaya başlarsınız ve onun elindeki sorumlulukları kendiniz üstlenirsiniz. Onun yerine çantasını taşırsınız, okul kıyafetlerini siz giydirirsiniz, kitap ve defterlerini siz düzenlersiniz, ödevlerini onun yerine siz yaparsınız ve ileriki yıllarda şikayetleriniz başlar “ödevlerini yapmıyor, okul zamanı uyanamıyor vb.” Bu tip ebeveynliğe bizler “kar küreyici aile sendromu” diyoruz. Yani çocuğa yaşının ölçüsünde sorumluluk vermemekle ve yaşamdaki irili ufaklı her sorunu onun yerine siz çözdüğünüzde, yani onun yolundaki karları devamlı temizlediğinizde “benmerkezci” bireyler yetişmesine katkı sağlamış oluyorsunuz. Özgüveni varmış gibi görünen (“ben çok önemliyim”, “dünya benim etrafımda dönsün”, “ben böyle istiyorum”) ama derinde yalnız, kendine yetemeyen, sorunlarla başetme becerisi gelişmemiş, bağımlı, benliği gürleşmemiş, kaygılı gençlerle daha sık karşılaşmaya başlıyoruz. Bu nedenle benim ebeveynlere sendromsuz bir okul dönemi için 5 önerim olacak:

  1. Çocuğunuzun okula adaptasyonu 3-4 haftayı bulabilir, bu süre zarfında kendi kaygılarınızı aşırı korumacılık olarak çocuklarınıza yansıtmayın, onun yerine sorumluluk almayın.
  2. Çocuğunuzu okul kuralları konusunda bilgilendirin. Yerinde ve tutarlı kuralların onların benlik gelişimine katkı sağlayacağını unutmayın.
  3. Çocuğunuzun sınıf içi davranışları ve arkadaş ilişkileri ile ilgili okul sisteminden ve öğretmenden gerçekçi bilgi talep edin. Tüm sorumluluk öğretmende değil, okul yönetimiyle de irtibatta kalmaya gayret gösterin.
  4. Verilen ödevlere odaklanmaktan ziyade çocuklarınızın öğrenme isteklerini artırmak için onları yüreklendirin. Merak duygusunu aşılamaya çalışın, çocuğunuz sonsuz merak etsin, merak ettikçe soru soracaktır, soru sordukça öğrenecektir.
  5. Çocuğunuzun duygularını size anlatabilmesini sağlayın. 1. Sınıflar hala oyun çağındalar ve okul sonrası onlarla mutlaka kendi odalarında oyun oynayın ve oyundaki karakterleri sınıf arkadaşlarından seçin, böylelikle sosyal ilişkilerini de anlamış olursunuz.

Unutmayın ki bu bir süreç ve acele etmeyin! Çocuğunuzun kaygıyı atlatamadığını düşünüyorsanız mutlaka bir uzmandan profesyonel yardım alın, geç olmadan!